117 Yıldır Yanan Ampul 💡

Sayın Barış Özcan’ın değerli ve aydınlatıcı çalışmasını mutlaka izleyin ve paylaşın.

Planlı eskitmenin veya ürün yaşam döngüsünün ne olduğunu ve Kapitalizmin elinde hayatlarımızın nasıl sömürüldüğüne dair bu bilgileri gelecek jenerasyonlara aktarmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum.

Küçük yaştaki çocuklar bile artık içe değil, dışa doğru yaşamaya ve düşünmeye zorlanıyor. Bilinç altlarımıza hiç durmadan tüket-tüket-tüket sinyalleri yollanıyor. Reklamların ve medyanın, özellikle yerli dizilerin, etrafı kasıp kavuran ve genç yaşlı büyük bir çoğunluğu adeta hipnotize eden yarışmalardan hep aynı subliminal sinyallere maruz kalıyoruz.

Emine Altuğ Altındal

117 YILDIR YANAN AMPUL

İster inanın ister inanmayın şu anda dünyanın bir yerinde yanan bir ampul var. Buna inanmak kolay. Peki ya bu ampullerden birinin 1901’den beri açık olduğunu söylesem. İnanmıyor musunuz? O zaman sizi şöyle alalım. Burası California’da bir itfaiye istasyonu. Ve bu ampul 1901 yılından beri açık. Yani 2018 yılı itibariyle 117 yıldır yanıyor. Dolayısıyla “dünyanın en uzun süreli yanan ampulu” ünvanıyla rekorlar kitabına da girmiş durumda.

Düşünün o ampulü oraya takıp da açtıklarında Osmanlı İmparatorluğu vardı ve 2. Abdülhamid tahttaydı. Atatürk henüz 20 yaşında bir öğrenciydi. 1. Dünya Savaşı, Kurtuluş Savaşı ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sırasında o ampul de yanmaya devam etti. Nesiller geldi geçti ve hiç sönmedi. Onu yakanların torunlarının torunları bir doğum günü partisi yapıp 100. yaşını kutladılar. Ve belki de o partiye katılanlardan bazıları bugün aramızda yok ama ampul hala yanıyor.

Markasını merak ettiniz değil mi? Bu kadar dayanıklı ampuller ürettiğine göre biz de alalım. 3-4 yılda bir patlayıp duran ya da ömrü biten ampullerimiz yerine bunu kullanalım. Maalesef onu 1895 yılında üreten “Shelby Elektrik” fabrikası kapanmış. Ve bu kadar uzun ömürlü bir ampulü icad eden kişi de çoktan ölmüş. Kendisiyle birlikte işin sırrı da kaybolmuş.

Şöyle düşünün. Ampul denilen bir teknolojik icadın patenti 1880 yılında Thomas Edison tarafından alındı. Ve 15 sene gibi çok kısa sayılabilecek bir süre içinde bu alandaki teknolojik gelişmelerle neredeyse hiç patlamayan bir ampul üretilebildi. Aradan bir 15 sene daha geçerse kim bilir daha neler üretilir değil mi? Değil! Bakın şu gazete ilanı 1925 yılına ait. Ampulün icadından 45 sene sonra üretilen bir ampulün ömrünün 1000 saat olduğu yazıyor. Yani o itfaiye istasyonuna 1925 yılında bu ampülü taksalardı 41 gün sonra patlardı. Hani teknoloji ilerlemiyor muydu? Niye yıllar geçmiş olmasına rağmen ampullerin ömrü kısaldı?

Bu sorunun çok net bir cevabı var. Planlı eskitme. Bu bir endüstriyel tasarım konsepti. Ama bu kelimeler kulağa pek hoş gelmediği için “ürün yaşam döngüsü” deniyor. Üreticilerin planlı eskitme yerine kullanmayı tercih ettiği tanım bu. Bir ürün geliştirilirken onun tüm hayatı tasarlanıyor. Ve tabi ölümü de… Yani buna bir ürünün hayatını tasarlamak değil de hatasını tasarlamak demek daha doğru olur. Öyle bir ürün yapalım ki şu kadar kullanımdan, şu kadar aydan sonra işe yaramaz hale gelsin.

Kullandığınız cep telefonunun yeni bir modeli çıktığı zaman sizin eski modelin biraz yavaşlamaya başladığını, artık daha çok takıldığını hissettiniz mi hiç? Sonra yok canım tamamen psikolojik bu, herhalde yenisini almak istediğim için öyle düşünüyorum dediniz mi? Dediniz. Aslında tamamen psikolojik değil. Telefonunuz üretilirken ona biçilen ömrün sonuna geldiği için gerçekten yavaşlamaya başlıyor. Hatta geçen ay Apple bu konuda özür dilemek ve geri adım atmak zorunda kaldı. Çünkü iPhone 6’nın CPU’su ilk alındığında 1400 MHz hızında çalışırken 3 yıl geçtikten sonra 600 MHz’e düşürülüyormuş. Yani en az iki kat daha yavaş hale getiriliyor. Apple pil ömrü azaldığı için telefonun daha stabil çalışabilmesi adına bunu bilerek yaptığını açıkladı ama sıradan bir kullanıcının bunları anlayabilmesi çok zor. Hadi anladı diyelim o zaman da pilini değiştirerek tekrar hızlı çalışmasını sağlamak isteyebilir. Ama istese de bu cihazların içini açmak da pilini değiştirmek de pek kolay değil. Dolayısıyla sıradan bir kullanıcı için akla gelen ilk çözüm, sıradan bir tüketici olmak. Yeni çıkan modeli satın almak.

Bakın konuyu anlayabilmek için bu hikayedeki telefonun yerine bir otomobil koyun. Diyelim ki iPhone 6 model bir otomobil satın alıyorsunuz ve 2 sene sonra artık yarı hızda çalışmaya başlıyor. Sebebini bir türlü anlayamıyorsunuz. Acaba size mi öyle geliyor? Sanayiye de götüremiyorsunuz çünkü otomobilin içini açabilmek mümkün değil. Kimse de size yavaşlamanın sebebi aslında lastikler demiyor. Çünkü lastikleri değişince ilk günkü hızında çalışmaya başlayacağını öğrenirseniz yeni çıkan otomobili satın almazsınız.

İşte bu “planlı eskitme” pardon “ürün yaşam döngüsü”nün çok tipik bir örneği. Üreticiler cep telefonlarının her yıl yenilenmesini istiyor. Bu yıllık yaşam döngüsü isteği yeni bir şey de değil. Üstelik ilk örneklerini biraz önceki analojimde kullandığım otomobil dünyasında çıkmaya başlamış. Ta 1924’de. Artık otomobillerden bahsederken 2017 model, 2018 model diyoruz değil mi? 4 tekerlekli bir araç üreten yüzlerce marka ürettikleri binlerce otomobilin her yıl yeni bir modelini çıkartıyorlar. 1924 yılından beri bu böyle.

Bir dakika bizim ampulün gazete ilanı da 1925 yılına aitti değil mi? Gerçekten de “planlı eskitme” konseptinin tarihine baktığımızda 1920’li yılların bize el salladığını görüyoruz. 23 Aralık 1924’te Phoebus adında bir kartel kuruldu. Dünyanın en büyük ampül üreticileri tarafından. Kartelin aldığı ilk karar ampul ömrünün 1000 saate indirilmesiydi. Bakın indirilmesi diyorum, çünkü teknolojik olarak bundan çok daha kalitelisinin üretilebildiğini biliyoruz. Size komplo teorisi gibi gelmiş olabilir ama maalesef değil. Tarihçiler bu kartelin imzaladığı belgeleri ve raporları buldu. Raporlar diyorum çünkü dünyada üretilen ampülleri inceleyip 1000 saatten uzun ömürlü ampül üreten üreticiler varsa bunlara verilecek cezalar bile belirlenmiş. Ve böylece daha icad edildiği 1880’lerde bile 1500 saat olan ampulün ömrü 1940’lara gelindiğinde 1000 saate inmiş.

1940 yılında dünya bir başka önemli teknolojik icatla tanıştı: Naylon. Dünyanın ilk sentetik tekstil ürünü. İlk icadından sonra nerelerde kullanılabilir diye araştırıldı. Çok geçmeden patlayan 2. Dünya Savaşı bu arayışa bir son verdi. Çünkü naylon çok dayanıklı bir malzemeydi. Askerlerin paraşütlerinde ve çadırlarında kullanılmaya başlandı. Bir de kadın çorabı üretiminde. 1946’da yılda 360 milyon naylon kadın çorabı üretiliyordu. Ama talep bir türlü karşılanamıyordu. O kadar büyük bir ilgi vardı ki bazı yerlerde sonradan tarihe “naylon ayaklanması” olarak geçecek bir takım olaylar yaşandı. Mesela Pittsburgh’da 13000 çift naylon çorap getiren bir dükkanın önünde 40000 kişinin kuyruğa girdiği görüldü. Peki kadınların naylon çoraba bu kadar ilgi göstermesinin sebebi neydi biliyor musunuz? Çok dayanıklı olması. Uzun süre kullanılabilmesi. O kadar sağlamdı ki bu naylon çoraplar, arabınızın bagajına koyup gerektiğinde çekme halatı olarak kullanabilirdiniz. Şaka gibi değil mi? Peki şimdi modayla ilgili komşu vlog kanallarına soruyorum: niye sürekli çorabınız kaçıyor? “Çorabım kaçtı” gibi bir deyimin oluşmasına sebep olan şey ne? Yine naylon çorap.

Çünkü aynı naylon çorabı icad eden DuPont firması ilk zamanlar talepleri yetiştiremese de bir süre sonra pazarın doyduğunu görmeye başlayınca, naylonu icad eden mühendislerine bu kez de onu zayıflatmak için araştırma yaptırmaya başlamış. Ve giderek daha dayanıksız çoraplar piyasaya sürülmüş. İşte bunlar hep planlı eskitme.

Peki giydiğimiz çorapların, kullandığımız ampullerin ya da cep telefonlarının ömrünün kısa olması kötü bir şey mi? Sonuçta bunlar için yapılan harcamalarla bir yandan da ekonomi canlanmış oluyor. Çünkü bu tür ürünlere karşı duyulan talep hiç bitmiyor. Talep bitmeyince arz da devam ediyor ve arz devam ettikçe ürünlerin fiyatı düşüyor. Bu da bizim gibi kullanıcılar için iyi bir şey… mi? Bu söylediklerim kısmen doğru. Ama işe bir de şu gözle bakın. 1 yıllık ömrü olan bir ürün üretmek demek, 1 yıl sonrası için çöp üretmek demek. Bu durumda sürekli olarak büyüyen teknolojik bir çöplük üretmiş oluyoruz. Dolayısıyla üretim, büyüme, gelişme gibi son derece pozitif gibi görünen kavramları bile yeniden düşünmek gerekiyor.

Tabi bir de şu var. Ampulden bahsettiğimizde artık temel bir ihtiyaçtan da bahsetmiş oluyoruz. Ampulümüz patlarsa yerine yenisini takmak zorundayız. Ama üretilen her ürün temel bir ihtiyaç olmayabilir. Bir de bunlardan çok miktarda üretildiğinde ve piyasaya arz edildiğinde ne olur? Tamam fiyatlar düşer belki ama bir yandan da ihtiyaç için değil zevk için alışveriş başlar. Bu şekilde kısa vadede ekonomik olarak büyümüş oluruz ama uzun vadede dünyayı yaşanmaz bir çöplüğe dönüştürürüz.

Ampul patladı, çorabım kaçtı gibi deyimleri hayatımıza sokan şey planlı eskitme kavramı oldu. Ama bu kavramın doğuşundan çok daha önce yakılan bir ampül hala yanmaya devam ediyor ve biz de seyrediyoruz. İşin ilginç yanı ampul yanmaya devam ediyor ama o canlı yayını yapan kamera (webcam) ömrünü doldurduğu için iki kez yenilenmek zorunda kalmış. Sonuncu kameranın ömrü ne zaman dolup ölecek ve yenilenmek zorunda kalacak bilmiyoruz. Ama aynı zamanda parlak fikirleri sembolize eden o ampül yanmaya ve yandıkça bize planlı olarak eskitilen eşyalarımızı hatırlatmaya daha epeyce bir süre devam edecek gibi gözüküyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s