Özgürlük Bilgiyle Gelir

Toplumların lider kesimleri, bireylerin kendilerini geliştirmesini ve bilgilenip farkındalığa erişmesini istemezler.

İnsanlar bilinçlendikçe, onları kontrol altında tutmak zorlaşır. Bilge insan sömürülemez. İnsanların zeka düzeyi arttıkça, hüküm altına alınmaları zorlaşır dolayısıyla bu farkındalığa erişmiş kişiler, mekanik bir hayatın içinde robotlaştırılamazlar.

Onlar kendilerini müdafa etmeye başlar, kendi haklarını arayıp savunurlar. Kişilik ve kimliklerini koruma cesareti gösterirler. Onlar boyun eğmemenin ve fikirlerini savunmanın vazgeçilmez çekicilikteki kokusunu almışlardır ve özgürlükleri için , halkları için ayağa kalkan öncülerdir.

Özgürlük Bilgiyle Gelir çünkü..

Bunlar birbirlerine bağlı ve beraber işleyen bir bütündür. Ayrılmaz bir bütün. Fırsatlar yaratılmak için varlardır.

Dünya üzerindeki bütün Elit kesimler, din ,ırk ,meşrep farketmksizin halkların özgür olmasını istemezler. Kapitalist sistemin ve bu sistemi besleyen dinlerin veya eğitim sistemlerinin amacı ( bazı istisnalar hariç ) korku ile yönetimi savunurlar.

Eğer bugünün değerini bilmezsek, yarın çok geç olacaktır. Kendimizi müdafa etmez ve haklarımızı savunmazsak içinde bulunduğumuz Korku sisteminin maddi ve manevi kaynakları olmaktan hiçbir zaman kurtulamayız. O küçük ancak çok güçlü Elit topluluk, bizleri sömürerek ayakta duruyor ve servetlerine servet katıyor. En başta Big Pharma gibi oluşumlar, tamamen bizleri ruhsal ve fiziksel anlamda iliklerimize kadar sömürmek üzere kurulmuş bir sistemdir. Alternatif çözümlere yönlenmeyi öneririm.

Halkların, kendi zekalarının ve inisiyatiflerinin farkına varmaları onlar açısından tehdit oluşturur. Kendi zekasını kullanmaya başlayan birey, işleyen sisteme uyanmaya başlar, tasma ve zincirlerinden kurtulmak ister.

Charles Dickens’ın dediği gibi;” Hayatta takındığımız zincirleri dövüyoruz”

Ancak maalesef bunu bile yapmaya cesaret edemiyoruz, çünkü çoğunluk o zincirlerin bile farkında değildir.

Bu psikoloji tıpkı Hindistan’da
fillerin henüz küçükken ayaklarından kalın zincirlerle büyük kütüklere bağlanmasına benzer. Fil, bütün gücüyle o zincirlerden kurtulmaya harcar tüm enerjisini ancak kurtulamaz. Bir noktadan sonra, o zincirlerden kurtulamayacağını anlayan fil durumu kabullenir ve vazgeçer çabalarından.

Filin özgürlüğüne kavuşma arzusu ve direnci kırılıp, tutsak hayata boyun eğdiğinde ise zincirler sökülür ve sadece kalın bir odun parçası bağlanır ayağına. Yavru fil bu sefer yürürken ayağına bağlanmış ağırlıktan dolayı kendisini hala engellenmiş ve zincirlenmiş sanar ve oradan kaçmaya yeltenmez bile.

Esaretine boyun eğmiştir artık.

Fil büyüdükçe, ayağına bağlanmış kütükte çıkarılır, ancak ortada filin kırılmış inancı ve ona zorla öğretilmiş çaresizliği kalmıştır. O artık ‘özgür’ bir köledir.

Öğretilmiş çaresizlik, içinde bulunduğumuz sistemin temelini tam da bu oluşturur.

Ne yaparsak yapalım, içinde bulunduğumuz durumu değiştiremeyeceğimiz bize vurgulanır. Bu toplumlarda, içine doğduğumuz en küçük toplulukta başlar. Aile büyüklerinin istediği gibi yetiştirilir, onların ön gördüğü isimlerle anılır, onların mensup olduğu inanç ve eğitim sistemine göre büyütülürüz. Bazen soru sormak dahi yasaktır. Dediğimi yap, yaptığımı yapma ikileminde, kendi üzerimize düşen yükümlülükleri taşımaktan sorumlu tutuluruz.

Sonra çevre baskısı başlar, ‘aman komşu ne der’ travması ve benzeri safsatalar bizleri aşamayacağımızı düşündüğümüz görünmez duvarlar arasında hapseder.

Uyanmaktan korkmayan insan, at gözlüklerini fırlatıp atar, zulüme, baskıya,sömürgeye ve kısıtlanmaya baş kaldırır.

Bu dönüşüm sabahtan akşama kadar o dörtköşe aptallaştırma makinesinin karşısında oturup yapay haberleri, yapmacık yarışmaları veya kültür düzeyinin 0’ın altında olan türk dizilerini izlemekle olmuyor!

Bunlara bağımlı kılınan, beyni yıkanmış halk, kendi köleliklerini beslediklerinin farkında bile olmayan ‘vur kafasına, al lokmasını’ kıvamına evrilmiş pasif topluluklardır.

Benim şahsen hayranı olduğum, büyük üstat Paracelsus’un dediği gibi:

Hiçbir şey bilmeyen, hiçbir şeyi sevemez.
Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan insan değersizdir.
Oysa anlayan biri,
Hem sever, hem fark eder, hem de görür.
Bir şeyde ne kadar bilgi varsa,
O kadar büyük sevgi vardır.
Bütün meyvelerin çileklerle aynı zamanda olgunlaştığını zanneden biri,
Üzümleri hiç tanımıyor demektir.”

Sonuç olarak, birilerinin tamamen kendi çıkarları için sizi biçimlendirip kısıtladığı hayatın askında kendi kontrolümüzde olduğunu daima hatırlayalım, ve kendi ruhumuzun ve bedenimizin üzerindeki tek hakimiyetin kendimize ait olduğunu bilelim.

İster yaşadığımız toplum dahilinde olsun, ister bireysel anlamda, şunu da lütfen hep hatırlayalım:

“Çaresizseniz;

Çare-sizsiniz” 🙂

#toplum

Özgürlük Bilgiyle Gelir” için bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s