HAYVAN DENEYLERİ NEDEN HALA YAPILIYOR?!

Bu hikaye yine sinirlerimi hoplattı! Araştırdım ettim vs ve ağlamaklı oldum. Bu konuda hassas olanlar lütfen aşağıdaki videoyu izlemesin.

Etrafta çocuklara dokunan, kadınları öldüren, hayvanları zevk için yakan bir insan türü dolaşıyor.
Ve biz hâlâ o türün kendisine “bilim insanı” diyebiliyoruz.
Hâlâ masum bir hayvanın beynine elektrot takıp onun acısını “veri” diye ölçüyoruz!!!!!!!!!!!

Deneyler bunların üzerinde yapılsın!!!

İnsan, kendi sapkınlarını cezalandıramazken;
bir şempanzenin, bir farenin, bir köpeğin, bir tavşanın bedeninde “ilerleme” denemeleri yapıyor!!!

Ne tuhaf bir ironi…


Katilin kendisi yargıç olmuş durumda!!!!!!!

“Hayvan deneyleri insanlık için,” diyorlar.
Ama ortada ne insanlık kaldı, ne vicdan.
Belki de bu deneyler, bilim için değil — insanın karanlık doğasını tatmin etmek için yapılıyor.

Videodaki olayın açıklaması altta

Atlanta’nın Hayalet Laboratuvarı: Gerçek mi, Bilimsel Bir Şehir Efsanesi mi?

Bir söylenti var…
Atlanta’da, 90’larda kapatılmış bir primat laboratuvarı.
On yıl boyunca maymunlara Irak’tan getirilen eroin ve kokain enjekte edildiği, bağımlı hale getirildikleri, sonra terk edildikleri söyleniyor.

Kulağa bir Netflix dizisi gibi geliyor, evet.
Ama belki de insanlığın dizisini zaten yıllardır izliyoruz:
Başrolde kibir, yönetmen koltuğunda vicdansızlık,
ve figüran olarak hayvanlar.

🐒

Gerçekten Bir Laboratuvar Var mıydı?

Evet.
Atlanta’da, Emory Üniversitesi’ne bağlı Yerkes National Primate Research Center (bugünkü adıyla Emory National Primate Research Center) hâlâ faal.
Kapatılmadı.
Sadece zaman zaman “günahlarının üzeri boyandı.”

1997’de merkezde bir B-virüs olayı yaşandı.
Bir araştırmacı ölümcül bir virüse maruz kaldı.
Devlet kurumları soruşturma başlattı, protokoller değişti.

Ama halk başka bir versiyonu tercih etti:

“Laboratuvar karantinaya alındı.”

Sonra: “Terk edildi.”
Sonra: “Orada hâlâ kan var.”

İnsan, korkudan hikâye yaratmayı sever.
Çünkü gerçekler fazla sıkıcıdır.

🐒

Eroinli Maymunlar Meselesi

Evet, primatlara uyuşturucu verildi.
Ama iddia edildiği gibi “Irak’tan gelen eroin” değil, laboratuvar onaylı kimyasallar.
Yine de fark etmez.
Birini zincire vurduktan sonra,
ona ne enjekte ettiğin artık yalnızca teknik bir ayrıntıdır.

“Bilimsel gerekçe” adı altında yapılan bu deneylerde,
hayvanlar bağımlı hale getirilip, krizlerini izlediler.
Tıpkı sokaklarda bağımlıları izler gibi,
ama bu kez beyaz önlüklerle ve laboratuvar camlarının ardında.

Belki de asıl bağımlılar bilim insanlarının kendisiydi.
Bağımlı oldukları şey: kontrol etme arzusu.

🐒

On Yıl Süren Bağımlılık Deneyi

On yıl boyunca acıyı ölçmek…
Bunu bir deney olarak değil, bir işkence biçimi olarak tanımlamak gerekmez mi?
Ama işkence, “etik kuruldan geçtiği” sürece, artık sadece bir yöntem sayılıyor.

Hiç düşündünüz mü?

Neden her bilimsel devrim, önce bir canlının çığlığıyla başlar?

Neden biz, kendi vicdanımızı susturmak için “ilerleme” kelimesini kullanıyoruz?

🐒

Ve Sonra… Çeteler Geldi mi?

Söylentiye göre bina terk edilmiş, evsizler yerleşmiş, sonra “meth lab” olmuş.
Gerçekte bununla ilgili tek bir kanıt yok.
Ama biz bu tür hikâyeleri severiz.

Çünkü suçu hep “birilerinin” üzerine atmak kolaydır.

Gerçekte ise o bina hiçbir zaman terk edilmedi.
Sadece daha sessiz çalışmaya devam etti.!!!

🐒

Gerçek mi, Efsane mi?

Gerçek şu:

🐒 Atlanta’daki primat merkezi hâlâ aktif.

🐒 1997’de bir B-virüs olayı yaşandı ama kapanmadı.


🐒 Uyuşturucu bağımlılığı araştırmaları hâlâ sürüyor, etik adı altında.


🐒 “Irak eroini” ya da “kanlı bina” hikâyeleri yalan.

Ama bu da o kadar önemli değil.
Çünkü hikâye doğru olmasa da, sembolü doğru.
İnsan gerçekten de hayvanları sömürüyor.
Ve bunu “bilim” adıyla meşrulaştırıyor.

🐒

Bence:

Her terk edilmiş bina, aslında terk edilmiş bir vicdandır.
Her laboratuvar tüpü, bir damla gözyaşını saklar.
Her “etik kurul”, bir suçun sessiz onay belgesidir.

Bizler modern çağın Frankenstein’larıyız!!!
Canavarlarımız elektrikle değil, merhametsizlikle yaşıyor.

Ve eğer bir gün bu hikâyeleri korku filmi gibi izliyorsak,
belki de sebebi şu:
Canavar, artık laboratuvarda değil — toplumun içinde dolaşıyor!!!

 

Bir yanıt yazın