Santa Claus ve Gölgenin Hikâyesi
Anadolu Ezoterizmi ve Işığın Taklidi
Santa Claus bugün masum bir yılbaşı figürü olarak anlatılıyor. Neşeli, cömert, çocukları seven bir karakter… Ancak semboller dünyasında masumiyet her zaman yüzeyde durur; derine inildiğinde başka katmanlar açılır. Santa Claus figürü de tam olarak böyle bir semboldür. Özellikle Anadolu’nun kadim ezoterik hafızası ve Aytunç Altındal’ın işaret ettiği tarihsel–okült kırılmalar üzerinden okunduğunda, bu figür yalnızca bir masal olmaktan çıkar.
Önce kökene bakalım. Santa Claus’un tarihsel karşılığı Aziz Nikolaos’tur ve bu figür Anadolu’da, bugünkü Demre’de (antik Myra) yaşamıştır. Bu başlı başına önemli bir bilgidir. Çünkü Anadolu, yüzeysel din anlatılarının değil; batıni, gizli ve sembolik öğretilerin coğrafyasıdır. Hititlerden Hermetik okullara, Gnostik akımlardan tasavvufa kadar bu topraklarda bilgi her zaman örtülü aktarılmıştır.
Anadolu’nun bu özelliğini burada özellikle vurgulamak istiyorum. Batı dünyası, birçok sembolü Anadolu’dan almış; fakat bu sembolleri bağlamından kopararak yeniden kurgulamıştır. Santa Claus ( Noel Baba ) da bu kopuşun en çarpıcı örneklerinden biridir. Sessiz iyilik yapan, gösterişten uzak Aziz Nikolaos; zamanla gürültülü, aşırı neşeli ve tüketim merkezli bir figüre dönüştürülmüştür.
İşte Santa ile Satan arasındaki tartışma tam bu noktada başlar. Bu mesele, basit bir kelime benzerliği değildir. Aytunç Altındal’ın da sıkça altını çizdiği gibi, okült sistemlerde asıl tehlike “kötülük” değil, hakikatin taklididir. Ezoterik öğretilerde Satan, çoğu zaman mutlak kötülük olarak değil; yanılsama yaratan arketip olarak tanımlanır. Gerçeğe benzeyen ama özünden kopuk olan…
Santa Claus figürü de bu açıdan ele alındığında “şeytani” değil; içi boşaltılmış kutsallığın temsili hâline gelir. Kırmızı rengi, aşırı neşesi ve sürekli ödül dağıtan yapısıyla dikkat çeker. Oysa Anadolu öğretisinde gerçek bilgelik sessizdir. Gerçek ışık bağırmaz. Gerçek iyilik görünmez.
Bir diğer önemli nokta, Santa anlatısının bilinçaltı etkisidir. Her şeyi gören bir figür… Görünmez ama her yerde. Davranışları izleyen, not eden ve buna göre ödül veren bir otorite. Modern mitlerin özellikle çocuk bilinci üzerinden çalışır. Çünkü çocuklukta yerleşen semboller, sorgulanmadan kabul edilir ve ömür boyu taşınır.
Anadolu ezoterizmi ise bunun tam tersini öğretir. Mevlânâ, Yunus Emre ve Melami geleneğinde esas olan; dışsal bir otorite değil, içsel bilinçtir. İyilik, ödül için değil; idrak için yapılır. Santa anlatısı ise bu içsel pusulayı dışsallaştırır. Vicdanın yerini izlenme hissi alır.
Bugün Santa Claus, küresel sistemin ritüel yüzüdür. Ritüel vardır ama dönüşüm yoktur. Süs vardır ama anlam yoktur. Oysa Anadolu’da ritüel, her zaman bir eşiği temsil ederdi. Bilinç değişmeden yapılan ritüel, eksik kabul edilirdi.
Bu yazı Santa Claus’u şeytanlaştırmak için yazılmadı. Bu yazı, Anadolu’dan alınan sembollerin nasıl dönüştürüldüğünü hatırlatmak için yazıldı. Çünkü bazen mesele figür değildir. Mesele, figürün neye dönüştürüldüğüdür.
Santa ile Satan arasındaki bağ, bir isim oyunu değil; bir bilinç oyunudur.
Işığın taklidi, hakikatten daha tehlikelidir.
Çünkü insanı yanıltır ama bunu neşeyle yapar.
Ve Anadolu’da her masalın bir gölgesi vardır.
Gölgesiz ışık olmaz.
Yazı bana aittir
A. Emine Altındal
