1. 1945: Savaş bitti, bilim insanlarının avı başladı
Hamer, Operation Paperclip bölümüne II. Dünya Savaşı’nın bitiminde Almanya’da başlayan büyük bir arayışı anlatarak giriyor.
1945’te Nazi Almanyası yenilmişti. Fakat Almanya’nın savaş boyunca geliştirdiği bilimsel ve teknolojik birikim hâlâ büyük önem taşıyordu. İngiliz, Amerikan ve Sovyet istihbarat ekipleri işgal altındaki Almanya’da araştırmalara başladı.
Arananlar arasında roket tasarımları, gelişmiş uçak projeleri, ilaçlar, elektronik sistemler ve çeşitli askeri teknolojiler bulunuyordu.
Ancak Hamer’a göre asıl değerli olan bunları geliştiren kişilerdi.
Alman mühendisler, bilim insanları, askerî araştırmacılar ve istihbarat görevlileri artık savaşın galiplerinin ilgisini çekiyordu. Çünkü bu kişilerin bilgileri, savaş sonrasında kurulacak askerî ve teknolojik üstünlüğün önemli bir parçası olabilirdi.
Yazar, başlangıçta Alman uzmanların yalnızca sorgulanıp ülkelerine geri gönderilmelerinin planlandığını belirtiyor. Ancak sahip oldukları bilgi ortaya çıktıkça bu yaklaşımın değiştiğini anlatıyor.
Hamer ayrıca Alman askerî tesislerinde Nazi uçan diskleri ve parçacık ya da lazer ışını silahları bulunduğunu ileri sürüyor. Bu iddiasını, Amerikan kurumlarının Alman teknolojisini ele geçirme isteğini açıklamak için kullanıyor.
Yazara göre bunun arkasında yalnızca askerî güvenlik değil, savaş sonrası gelişen askerî-endüstriyel yapının ekonomik çıkarları da vardı.
2. 1946: Truman’ın koyduğu koşullar nasıl aşıldı?
Hamer’a göre Eylül 1946’da ABD Başkanı Harry Truman, Alman bilim insanlarının Amerika’ya getirilmesine izin verdi.
Ancak bir koşul bulunuyordu: Nazi faaliyetlerine yalnızca ismen katılmış kişiler ile Nazizmin aktif destekçileri aynı şekilde değerlendirilmeyecekti. Nazi ideolojisinin etkin savunucularının programa alınmaması gerekiyordu.
Alman bilim insanlarının geçmişini araştırma görevi Joint Intelligence Objectives Agency (JIOA) adlı kuruma verildi.
1947 yılının Şubat ayında kurumun yöneticisi Bosquet Wev, ilk bilim insanı dosyalarını ABD Dışişleri ve Adalet Bakanlıklarının değerlendirmesine sundu.
Hamer’ın anlatımında bu dosyalar oldukça ağır bilgiler içeriyordu.

Dışişleri Bakanlığı temsilcisi Samuel Klaus, ilk gruptaki bilim insanlarının Nazi faaliyetlerine ciddi biçimde bağlı olduklarını belirtti. Bunun sonucunda vize başvuruları reddedildi.
Fakat Wev karara şiddetle karşı çıktı.
Onun gerekçesi, Alman uzmanların ülkelerine dönmeleri durumunda ABD’nin rakiplerinin hizmetine girebilmeleriydi.
Hamer, Wev’in bu uzmanları kaybetmenin Amerika için onların Nazi geçmişlerinden çok daha büyük bir güvenlik tehdidi oluşturacağını savunduğunu aktarıyor.
Yazarın anlatısındaki ilk büyük kırılma burada gerçekleşiyor: Bir bilim insanının geçmişinin yarattığı hukuki sorun ile sahip olduğu bilginin stratejik değeri karşı karşıya geliyor.
3. Dosyaların değiştirilmesi: Bosquet Wev ve Linda Hunt
Hamer, başlangıçta reddedilen bilim insanlarının daha sonra programa alınabilmeleri için güvenlik dosyalarının yeniden düzenlendiğini anlatıyor.
Bu noktada araştırmacı Linda Hunt’ın 1985 yılında Bulletin of the Atomic Scientists dergisinde yayımladığı çalışmaya dayanıyor.
Hamer’ın aktardığına göre Hunt, Paperclip kapsamında getirilen kişiler hakkında 130’dan fazla dosyayı incelemiş ve bunların güvenlik tehdidi değerlendirmelerinin kaldırılacak şekilde değiştirildiğini tespit etmişti.
Yazar, böylece Nazi Partisi, Gestapo, zorla çalıştırma uygulamaları ve toplama kamplarındaki insan deneyleriyle ilişkileri bulunan bazı kişilerin Amerikan kurumlarına kabul edilmesini açıklıyor.
Hamer ayrıca Truman’ın kendi talimatlarının ihlal edildiğini gerçekten bilmediği yönündeki resmî anlatıya inanmadığını açıkça ifade ediyor.
1955 yılına gelindiğinde, kitabın verdiği rakama göre 760’tan fazla Alman bilim insanı Amerikan vatandaşlığı almış ve bilimsel kurumlarda önemli konumlara yerleşmişti.
Hamer bu süreci yalnızca bir göç programı olarak değil, Alman askerî bilgisinin Amerikan kurumlarına yerleştirilmesi olarak yorumluyor.
4. Wernher von Braun: Nazi roketlerinden Amerikan uzay programına
Hamer, güvenlik dosyalarının nasıl değiştirildiğini göstermek için Wernher von Braun’u örnek veriyor.
Von Braun, Nazi Almanyası’nda Peenemünde roket araştırma merkezinde görev yapmış ve V-2 silahlarının geliştirilmesinde önemli rol üstlenmişti.
Hamer iki değerlendirmeyi karşılaştırıyor.
18 Eylül 1947: Von Braun, askerî yönetim tarafından potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak değerlendiriliyor.
Şubat 1948: Yeni güvenlik değerlendirmesinde von Braun hakkında olumsuz bilgi bulunmadığı ve Amerika için tehdit oluşturmayabileceği belirtiliyor.
Yazar bu değişimin ardından von Braun’un kariyerini takip ediyor.

Önce Amerikan ordusu için güdümlü füzeler üzerinde çalışıyor. Daha sonra NASA’nın Marshall Uzay Uçuş Merkezi’ni yönetiyor. 1950’li ve 1960’lı yıllarda Walt Disney’in geleceğin teknolojileri üzerine hazırladığı televizyon programlarına katılıyor.
1970 yılında NASA’nın üst yönetiminde görev alıyor.
Hamer’ın bu örnekle kurduğu bağlantı, aynı bilimsel uzmanlığın önce Nazi savaş teknolojisine, ardından Amerikan askerî ve uzay çalışmalarına hizmet etmesi.
5. Arthur Rudolph: Toplama kampından Saturn V roketine
Hamer, Arthur Rudolph örneğine daha ayrıntılı yer veriyor.
Rudolph, Nazi Almanyası’nda Mittelwerk roket fabrikasının operasyonlarından sorumluydu. Fabrika, Dora-Nordhausen toplama kampındaki mahkûmların zorla çalıştırılmasıyla ilişkilendirilmişti.
Kitapta bu sistem içinde yaklaşık 20.000 işçinin öldüğü belirtiliyor.
Hamer, Rudolph’un 1931’den beri Nazi Partisi üyesi olduğunu ve 1945 tarihli Amerikan askerî değerlendirmesinde çok tehlikeli bir Nazi olarak tanımlandığını yazıyor.
Ancak sonraki JIOA dosyasında savaş suçlusu veya etkin Nazi olduğuna işaret eden bilgi bulunmadığının belirtildiğini aktarıyor.
Rudolph, Amerikan vatandaşlığına geçtikten sonra Apollo görevlerinde kullanılan Saturn V roketinin geliştirilmesinde görev aldı.
Hamer, geçmişindeki faaliyetlerin yeniden soruşturulmasının ardından Rudolph’un 1984’te Batı Almanya’ya dönmesini de anlatıyor.
Böylece von Braun ve Rudolph’u aynı anlatı içinde birleştiriyor: Nazi Almanyası’nın roket programında görev alan kişiler, savaş sonrasında Amerikan uzay programında önemli sorumluluklar üstleniyor.
6. Kurt Blome: Biyolojik savaş araştırmaları
Hamer burada roket mühendisliğinden tıp ve biyolojik savaş alanına geçiyor.
Kurt Blome, Nazi döneminde üst düzey bir tıp araştırmacısıydı.
Kitaba göre Blome, 1945 yılında Amerikan askerî sorgulayıcılarına, 1943’te toplama kampı mahkûmları üzerinde veba aşılarıyla ilgili deneyler yapma talimatı aldığını söyledi.
1947’de Nürnberg’deki Doktorlar Davası’nda hasta mahkûmlara ötanazi uygulanması ve insanlar üzerinde yasa dışı deneyler yapılması suçlamalarıyla yargılandı.
Beraat etti.
Hamer, beraatinden iki ay sonra Blome’un Maryland’deki Camp David’de biyolojik savaş konularında görüşmeye alındığını belirtiyor.
1951 yılında ise Amerikan Ordusu Kimyasal Birliği için çalışmaya başladığını anlatıyor.
Yazarın özellikle vurguladığı nokta, Blome’un Nürnberg’deki yargılanmasına ilişkin bilgilerin personel dosyasına yansıtılmamasıdır.
Hamer bu örnekle askerî teknoloji aktarımının yalnızca roketler ve uçaklarla sınırlı olmadığını, biyolojik ve kimyasal araştırmaları da kapsadığını anlatıyor.
7. Walter Schreiber: Tıbbi deneyler ve Arjantin bağlantısı
Hamer’ın bir sonraki örneği Alman askerî hekimi Walter Schreiber.
Yazara göre Nürnberg’deki Amerikan askerî mahkemesine sunulan kanıtlar, Schreiber’in toplama kampı mahkûmları üzerinde deneyler yürütülmesi için doktorlar görevlendirdiğini ve bu deneylere kaynak sağladığını ortaya koyuyordu.
Ancak Schreiber, 1945 ile 1948 yılları arasında Sovyetlerin elindeydi.
Hamer, bu nedenle Amerikan makamlarının onu yargılayamadığını, sonrasında ise Paperclip kapsamında Teksas’taki Randolph Field Askerî Tıp Okulu’nda çalışmasının sağlandığını anlatıyor.
1952 yılında gazeteci Drew Pearson, Schreiber’in Nürnberg belgelerinde yer alan geçmişini kamuoyuna duyurdu.
Kitaba göre çıkan haberlerin ardından JIOA, Schreiber’in Arjantin’e gitmesi için vize ve iş ayarladı.
Hamer, Schreiber’in 22 Mayıs 1952’de Buenos Aires’e uçtuğunu belirtiyor.
Burada yazarın anlattığı süreç, Nazi geçmişiyle bağlantılı bir uzmanın Almanya’dan Amerika’ya, oradan da Güney Amerika’ya uzanan hareketi.
8. Hermann Becker-Freysing ve Siegfried Ruff: İnsan deneylerinin sonuçları
Hamer, Nürnberg Doktorlar Davası’nda yargılanan iki isme daha değiniyor.
Hermann Becker-Freysing, Dachau toplama kampındaki mahkûmlar üzerinde yapılan deneylerle bağlantılıydı. Kitaba göre mahkûmların aç bırakılması ve ardından kimyasal işlem görmüş deniz suyunun içirilmesi gibi deneyler nedeniyle 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.
Siegfried Ruff ise yüksek irtifanın insan bedeni üzerindeki etkilerini araştıran düşük basınç deneyleriyle suçlandı.
Hamer, bu deneylerin 60.000 feet’in üzerindeki irtifa koşullarını taklit etmek için tasarlandığını ve mahkûm ölümleriyle ilişkilendirildiğini anlatıyor.
Ruff beraat etti.
Yazarın burada üzerinde durduğu ayrıntı, iki araştırmacının yargılanmalarından önce Amerikan Ordu Hava Kuvvetleri tarafından deneylerine ilişkin raporlar hazırlamaları için ücretlendirilmiş olmaları.
Hamer, böylece önce roket teknolojisine, sonra biyolojik savaş araştırmalarına, ardından da insan fizyolojisi üzerine yapılan deneylere uzanan bir bilimsel bilgi aktarımı anlatıyor.
9. Reinhard Gehlen, Allen Dulles ve MKUltra
Bölümün Hamer açısından en kritik bağlantısı burası.
Yazar, Alman istihbarat subayı Reinhard Gehlen’in Sovyetler Birliği’ne ilişkin kapsamlı bir istihbarat ağına sahip olduğunu belirtiyor.
Hamer’ın anlatımına göre Gehlen, Allen Dulles ile görüşüyor ve aralarında yakın bir ilişki kuruluyor.
Dulles’ın Gehlen’e istihbarat ağının Amerikan istihbaratı içinde korunacağı yönünde güvence verdiğini iddia ediyor.
Ardından iki farklı aktarımı birbirine bağlıyor:
Bir tarafta Alman mühendislerin, bilim insanlarının ve araştırmacıların Amerika’ya taşınması; diğer tarafta Alman istihbarat bilgi ve personelinin Amerikan istihbarat sistemi içinde kullanılması.
Hamer, CIA’in daha sonra Nazi dönemindeki araştırmalardan kaynaklandığını ileri sürdüğü gizli programlar geliştirdiğini yazıyor.
Bunların arasında özellikle MKUltra üzerinde duruyor.
Yazar, MKUltra’yı Nazi dönemindeki insan davranışını değiştirme araştırmalarıyla bağlantılı bir zihin kontrolü programı olarak sunuyor. Hatta kitabın yazıldığı dönemde bu yöntemlerin bireysel ve kitlesel zihin kontrolü amacıyla kullanılmaya devam ettiğini iddia ediyor.
Böylece Hamer’ın kurduğu zincir, savaş teknolojisinin aktarımından insan davranışlarına müdahale alanına uzanıyor.
Bu paragraftaki MKUltra devamlılığı ve güncel kullanım iddiaları, Hamer’ın kitapta öne sürdüğü tezlerdir.
10. Klaus Barbie ve Licio Gelli: Askerî ağlardan siyasi-finansal ilişkilere
Bölümün son kısmında Hamer, bilim insanlarının ötesine geçerek istihbarat ve siyasi çevrelerden iki isimden söz ediyor.
İlki Klaus Barbie. Hamer onu Fransa’nın Lyon kentindeki Nazi suçlarıyla bağlantılı bir SS görevlisi olarak tanıtıyor.
Ardından daha geniş yer verdiği Licio Gelli’ye geçiyor.
Hamer, Gelli’yi İtalya’daki P2 (Propaganda Due) mason locasının yöneticisi olarak anlatıyor. Locanın yaklaşık 2.400 üyeye sahip olduğunu ve etkili siyasi, istihbarî ve ekonomik çevrelerle ilişkili bulunduğunu öne sürüyor.
Yazar, Gelli’nin CIA ve KGB adına çalıştığını, eski Nazi görevlilerinin Avrupa’dan kaçışına yardımcı olduğunu ve Vatikan çevreleriyle ilişkiler kurduğunu iddia ediyor.
Bu ilişkileri, İtalya’daki bankacılık dünyasına ve Roberto Calvi’ye kadar uzatıyor.
Calvi’nin Londra’daki Blackfriars Köprüsü altında ölü bulunmasını da aynı anlatıya dahil ediyor.
Hamer ayrıca Gelli ve P2 çevresini Gehlen’in istihbarat yapılanmasıyla ilişkilendiriyor ve bunların Amerikan istihbaratı ile Vatikan arasında aracı rol üstlendiğini savunuyor.
Bu son bölümde Hamer’ın anlatısı, bilimsel ve askerî transferlerden gizli siyasi ve finansal ilişkiler iddialarına genişliyor.
Hamer bütün bu olayları nasıl birbirine bağlıyor?
1945
Nazi Almanyası yeniliyor
Bilimsel bilgi, teknoloji ve istihbarat personeli galip devletlerin hedefi oluyor.
1946–1947
Operation Paperclip genişliyor
Hamer’a göre bazı uzmanların geçmişlerini engel olmaktan çıkaracak güvenlik dosyaları düzenleniyor.
1947–1955
Uzmanlar Amerikan kurumlarına katılıyor
Roket, havacılık, kimya ve tıp alanındaki bilgi yeni programlarda kullanılıyor.
SOĞUK SAVAŞ
Gehlen ve istihbarat bağlantısı
Yazar Alman istihbarat ağlarının Amerikan yapılanmalarına aktarılmasını aynı süreçle ilişkilendiriyor.
MKULTRA
Zihin kontrolü araştırmaları
Hamer, Nazi dönemindeki insan deneylerinden sonraki CIA programlarına uzanan bir devamlılık ileri sürüyor.
SİYASİ VE FİNANSAL AĞLAR
Gelli, P2, Vatikan ve istihbarat
Anlatı, bilimsel ve askerî kurumlardan daha geniş iktidar ilişkilerine bağlanıyor.
Hamer’ın Operation Paperclip bölümünün temel anlatısı budur: II. Dünya Savaşı sona erdiğinde Nazi Almanyası’nın askerî gücü tasfiye edilirken, bu gücü üretmiş bilimsel ve istihbarî kapasitenin bir kısmı yeni kurumlara aktarılmıştır. Yazar bunu, savaştan sonra değişen devletlerin ve kurumların ötesinde bazı güç ve bilgi ilişkilerinin devam ettiği şeklindeki genel tarih tezine bağlıyor.
Araştırma ve Çeviri bana aittir.
A.Emine Altındal
